Hayatımızda özel zamanlar, özel mekânlar vardır. Bazı şeylerin o günlere has bir yanı vardır, o günlere özel kıyafetler, yemekler ve hatta bazı davranışlar vardır. Sabah kahvaltısında, annemizin nefis tepsi pilavını istemiyoruz mesela. O akşama özel. Yumurtalı ekmek de kahvaltıya özel. Pikniğe başka, düğüne başka, cenazeye başka kıyafetlerimiz vardır.
Uyum sağlıyor insan bulunduğu duruma mekâna... Olması gereken de bu değil mi? Geldi işte on bir ayın sultanı Ramazan. On iki ayda bir ay. Miktarı az, ama etkisi yüksek özel bir ay. Bu ayın sabahı, akşamı, gecesi, gündüzü hepsi özel. Yemeklerimize özeniyoruz, davranışlarımıza özeniyoruz, iletişimimize özeniyoruz. İlişkilerimize özen gösterdiğimiz bir ay bu. Birleştiğimiz, birlik olduğumuz bir ay. Bazen bir sofrada yemek masasında, bazen camide, bazen duada, bazen bir fırında, pide kuyruğunda…
Ramazana Özel Nimetler
Özel bir aya özel bir nimet, Ramazan pidesi...
Bir anda doldu Kerem'in gözleri uzaklara daldı…
“Pideleeer! Sıcak sıcaaak! İftarlık pideleeer“ diye sokaktan geçiyordu bağıra bağıra satıcı. Sepetin içinde, üzeri bezle örtülü pideleri almak için koşturuyorduk çocukken... Çok özeldi, sadece Ramazan da çıkıyordu çünkü. Yolunu gözlüyorduk akşam olunca çocuk aklı işte, telaşlanıyorduk. Ne de olsa yılda bir çıkıyordu. Pideleri kaçırmamak için bir telaş başlıyordu…
Nasıl da masummuş isteklerimiz. Bir gazoz, bir pideye tamamdık. Camide teravih namazı öncesi “abdesti doğru aldın mı? Dün sen yanlış kıldın! Ben daha çok kılıyorum!” diye atışmalarımız geldi aklına gülümsedi. Hoca duayı uzatınca uyukladığımız zamanlar ne güzeldi. Yorulsak da “anneeee! Sahura beni de kaldır” diye tembihleyip, sahura ayak sürüyerek kalkışımız.
Sonra davulcuyu beklerdik. Hangi gün kimde, bilirdik. Nerede bıraktı, yarın hangi evde olacak bilirdik. “Sen şu maniyi, ben bu şarkıyı söyleyelim...” Ramazanın repertuarı bizim mahallede davulcu gelmeden belliydi. Her daim neşeli çocuklardık. Türkçe kitaplarından kestiğimiz Hacivat-Karagöz karakterlerini, annemden aşırdığımız eski çarşaf arkasında mum ışığında oynatırdık. Muhtaçlığımız vardı ama marifetliydik. Hazırcı değildik. Elimizde olanlarla oldurmaya çalışıyorduk. Gayretimiz vardı...
Bir gün çok sıcaktı. Akşam bir türlü olmak bilmiyordu. Kerem açlıktan uyuyamıyor ama uyanıkken de zaman geçmiyordu. “Neden?” dedi. “Neden oruç tutuyoruz? Aç susuz kalınca ne oluyor ki?” diye sordu Kerem. İnsan zihni işte, çocuk da olsa bedel ödemek zor gelince, köşeye sıkışınca kaçacak çıkış arıyor kendine.
Sakınma ve Arınma Ayı
O sırada yoldan birileri geçiyordu. Biraz sesleri yüksek çıkıyordu. Biri dedi ki “haydi git işine adam! Ramazan günü sakınmaya çalışıyorum, şeytanım olma”. Bir diğeri de “Ahmet abi ağzının orucuyla hiç yakışıyor mu? Bak adam sakınmaya çalışıyor” diyerek sakinleştirmeye çalışıyordu. “Şu oruç olmasa ben sana gününü gösterirdim” dedi adam ve uzaklaştı.
Kargaşa dağılınca “Ahmet amca, oruçlu olunca kavga edilmiyor mu?” diye sordu Kerem. “Kavga hiçbir zaman edilmez Kerem ama Ramazan ayında daha sakin olmalıyız. Kusura bakma sen de buna şahit oldun. Oruç sadece aç kalmak değil, susuz kalmak değil. Yeme içmeden sakındığımız gibi, kötü olan hal ve davranışlarımızdan, kötü düşüncelerimizden de sakınıyoruz...Hem açın halinden anlıyorsun, hem sürekli çalışan makine, yani vücudumuz dinleniyor, tamir ediliyor. Hem daha anlayışlı ve sakin oluyoruz. Yani elimizle yaptıklarımıza, gözümüzle gördüklerimize, kalbimizle hissettiklerimize dikkat ediyoruz. Kötü düşüncelerden temizliyoruz zihnimizi. Sadece aç kalmıyoruz yani, sakındığımız için daha kaliteli ve verimli bir hale geliyoruz. Senin günlük not defterini temize geçmen gibi düşün yani; bu ay, bütün bir yılı temize geçtiğimiz bir ay bu Kerem” dedi. Genel olarak bütün zararlı ve gereksiz şeylerden sakınıyoruz. İnsan sakınırsa arınır...
Kerem'in duydukları çok hoşuna gitmişti. Yine aç ve susuzdu ama bir şeyler öğrenmenin tokluğu vardı. “Bu beni iftara kadar idare eder” dedi. Harçlıklarından biriktiği parayı çıkardı cebinden, koşarak eve gitti. “Annee!” diye seslendi. “Bu akşam iftarlık pideler benden.”
“Abi kaç tane sarayım?” diyen sesle irkildi Kerem… Çıktı bir anda çocukluk anılarından... “10 tane” dedi. “Komşulara da vermek lazım. Ne de olsa iftarlık pide”
Ramazan güzelleştirir…
Ramazan bereketlendirir…
Ramazan arındırır...
Ramazan şifadır; sırrını ve kıymetini bilene…
Kaleminize sağlık
YanıtlaSilRamazan güzelleştirir…
YanıtlaSilRamazan bereketlendirir…
Ramazan arındırır...
Ramazan şifadır; sırrını ve kıymetini bilene…
Yüreğinize sağlık 💐
YanıtlaSilYüreğinize sağlık çok güzel bir paylaşım 💐
YanıtlaSil❤️
YanıtlaSilKıymet bilenlerden olabilme duasıyla🤲💐
YanıtlaSilİnsan imkanı olup ta bilinçli olarak eksik bıraktığında, açlık oluşturduğunda nasıl da iradesi güçleniyor değil mi?
YanıtlaSilKalem ve yüreğinize sağlık
YanıtlaSilRamazan sadece açlık susuzluk olmadığını , sakınmanın önemini anlatan güzel bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık. 🌼Az olan daha değerlidir yılda bir tane olan Ramazan ayı 11 Aydan daha değerlidir. 🌸Ramazan'ın kadrini bilip hakkıyla ihya edenlerden olmak niyeti ve duasıyla...🤲
YanıtlaSilRamazanın güzelliğine ve bereketine varabilmek dileğiyle
YanıtlaSilNe güzel bir yazı.. Ramazan'ın kıymetini bilenlerden olmak duası ile şükürler olsun.
YanıtlaSilNe kıymetli bir yazı ramazanın son 10 gününde idrak edebilenlerden oluruz inşALLAH 🌸
YanıtlaSilNe kadar samimi ve güzel bir yazı çocukluğuma gittim yüreğinize sağlik
YanıtlaSilElinize emeğinize sağlık çok güzel bir anlatım olmuş
YanıtlaSilYazdığınız gibi bu ay, bütün bir yılı temize çekmiş olanlardan olalım insALLAH 🕊️ kaleminize sağlık 🍃
YanıtlaSil